Onkoloji Merkezi

Onkoloji Merkezi

Kanser Nedir?

Bir Hastalık Topluluğudur

Kanser, ilgili hastalıkların bir topluluğuna verilen isimdir. Tüm kanser türlerinde, vücudun bazı hücreleri kontrolsüz bir şekilde bölünmeye başlar ve çevredeki dokulara yayılır.

Bu hastalık, trilyonlarca hücreden oluşan insan vücudunun hemen hemen her yerinde ortaya çıkabilir. Normalde, insan hücreleri vücudun ihtiyac çerçevesinde yeni hücreler oluşturmak için büyür ve bölünür. Yaşlanan veya hasar gören hücreler ölür ve yerini yeni hücreler alır.

Kanserin gelişimi ise bu düzenli giden süreci bozar. Hücreler gittikçe daha anormal (olağan dışı) hale gelmeye başlar; zamanında ölmesi gereken yaşlı ve hasar görmüş hücreler hayatta kalır, organizmanın ihtiyacı duyduğu yeni hücreler ise oluşmaz olur. Bu amormal hücreler durmadan bölünebilme kabiliyetine sahip olur ve tümör olarak bilinen yapılar oluşturur.

Birçok kanser solid tümör denilen ve doku kitlelerinden oluşan yapılar oluşturur. Lösemiler gibi kan kanserleri ise genelde solid tümor oluşturmaz.

Kanser kötü huylu (malign) bir hastalıktır, yani tümörler yakın olduğu dokuları istila ederek yayılım gösterebilir. Bunun dışında, tümörler buyudukçe bazı hücreleri ana yapıdan koparak kan veya lenf yoluyla seyahat eder ve uzaktaki dokulara yerleşerek yeni tümörler oluşturur.

Malign tümörlerin aksine, iyi huylu (benign) tümörler çevredeki dokulara yayılmaz. Yeni de, bu oluşumlar bazen oldukça büyük boyutlara ulaşabilir. Çıkarıldığında bazı kötü huylu tümörlerde olduğu gibi tekrar büyüme göstermezler. Yine de bunların bazı türleri, beyindeki iyi huylu oluşumlar gibi, hayati tehlike arz edebilir.

Kanser Hücreleri ve Normal Hücreler Arasındaki Farklar

Kanser hücrelerini normal hücrelerinden ayıran ve onlara kontrolsüz büyüme ve dokuları işgal etme kabiliyetini veren bazı özellikler mevcut. Önemli farklarından biri, bu tip hucrelerin belirli bir fonksiyonun olmaması. Normal hücreler, spesifik işlevlerli olan belirli hücre tiplerine olgunlaşırken, kanser hücrelerinde bu durum söz konusu değil. Bu nedenle kanser hücreleri, normal hücrelerinden farklı olarak, durmadan bölünmeye devam ederler.

Kanser Hücresinin Bölünmesi

Kanser hücresini başka bir özelliği, normalde hücrelerin bölünmelerini durduran veya apoptoz olarak bilinen işlevsiz hücrelerin  programlanmış ölümünü başlatan sinyalleri görmezden gelme kabiliyetidir.

Bunun dışında, kanser hücreleri mikroçevre olarak bilinen ve  tümörü normal hücrelerinden, moleküllerinden ve tümörü besleyen kan damarlarından oluşan ortamı etkileyebilme kabiliyetine sahiptir. Örneğin, bu hücreler, büyümeleri için gerekli olan oksijen ve besin ihtiyaclarını karşılamak adına yakınlarında bulunan normal hücrelerini uyarıp yeni damar oluşumunu tetiklerler. Oluşan bu damarlar aynu zamanda kanser hücrelerinin atık ürünlerini uzaklaştırmak için de kullanılır.

Kanser hücrelerinin bir diğer ozelliği, vucudumuzu enfeksiyonlardan ve diğer hastalıklardan koruyan ve özelleşmiş hücrelerden, dokulardan ve organlardan oluşan bağışıklık sistemimiziden kaçınabilme kabiliyetleridir. Normalde vucudumuzun bağışıklık sistemi anormal veya hasar görmüş hucreleri ortadan kaldırmakla yükümlüdür, kanser hücreleri ise kendilerini belirli mekanizmalarla bağışıklık sisteminden ”saklanırlar”.

Tümörler canlı kalmak ve büyümek için bağışıklık sistemini kullana da bilirler. Örneğin, normale göre aşırı immün cevabını engelleyen hücrelerinin yardımıyla kendilerini bağışık sisteminden uzak tutmayı başarabilirler.

Kanser nasıl ortaya çıkar?

Kanser, normal hücrelerin fonksiyonlarını kontrol eden, özellikle de büyüme ve bölünme gibi işlevlerinden sorumlu olan genlerde meydana gelen değişikliklerden kaynaklanan, genetik bir hastalıklır.

Kansere neden olan genetik değişiklikler ebeveynlerimizden miras alınabilir. Ya da bir kişinin yaşamı süresince hücre bölünmesi sırasında meydana gelen hatalardan veya DNA’nın belirli çevresel faktörlere maruziyetinden kaynaklanabilir. Kansere neden olan çevresel etmenler, tütün dumanındaki kimyasallar ve güneşten gelen ultraviyole ışınlardaki radyasyon gibi maddeleri içerir.

Kanserlerdeki gen değişikliği kombinasyonları her kişiye özeldir. Kanser büyüdükçe yeni değişikler eklenmeye devam eder. Tek bir tümör içindeki hücreler bile farklı genetik değişikliklere sahip olabilir.

Genel olarak, kanser hücreleri normal hücrelere göre daha fazla genetik değişikliğe sahiptir.  Bunların bazıları kanserin nedeni olmaktansa kanserin sonucudur ve kanserle ilgili değillerdir.

Kanser genetiği

Kansere katkıda bulunan genetik değişiklikler, üç ana gen tipini etkileme eğilimindedir – proto-onkojenler, tümör baskılayıcı genler ve DNA tamir genleri.

Proto-onkogenler normal hücrenin büyüme ve bölünmesinde rol oynarlar. Ancak, bunlar belirli bir yolla değişikliğe uğrarsa ya danormalden daha aktif hale gelirse, hücrelern ölmesi gereken noktalarda hayatta kalmasına izin vererek kanser neden olan genler (proto-onkogen) haline gelebilirler.

Tümör baskılayıcı genlerin de benzer fonksiyonları vardır. Tümör baskılayıcı genlerdeki bazı değişikliklere sahip hücreler kontrolsüz bir şekilde bölünebilir.

DNA tamir genleri, hasarlı DNA’nın onarılmasında rol oynamaktadır. Bu tip genlerde mutasyona sahip olan hücreler, genlerde ek mutasyonlar geliştirmeye eğilimlidir. Biriken mutasyonlar kansere yol açar.

Bilim insanları kansere yol açan moleküler değişiklikler hakkında yeni bilgilir keşfettikçe, bazı belirli mutasyonların birçok kanser türünde meydana geldiği farkedildi. Bu nedenle bazı durumlarda kanserler, sadece vücutta geliştikleri yer ya da hücrelerinin mikroskop altında nasıl göründükleri ile değil, onlara sebep olan genetik değişimlerin tipleri ile de karakterize edilirler.

Kanser ve Virüsler

Kimyasallara ve radyasyona ek olarak, başka bir mutasyon kaynağı virüslerdir. Virüsler, hayvan veya bitki hücrelerini enfekte edebilen çok küçük “organizmalardır”. İnsanlar çok sayıda virüse karşı duyarlıdır. Bu organizmalar aynen bakteriler gibi hastalıklara sebep olurlar, ancak bakterilerden farklıdırlar. Bakteriyel enfeksiyonlarında uygulanan tedaviler, viral enfeksiyonun tedavisinde yararlı değildir. Viruslerin bazı örnekler, gribe neden olan İnflüenza virisi veya insan bağışıklık yetmezliğine yol açan HİV virüsü gibi ajanlardır.

Virüsler hücre davranışını birkaç farklı yolla bozabilir:

  • Kendi genomlarını konak hücrenin DNA’sına yerleştirerek doğrudan DNA hasarına (mutasyona) yol açabilir. Bu birleşme onemli düzenleyici genlerin işlevini bozabilir.
  • Virüsler doğrudan düzenleyci genlerin işlevini bozan genler de taşıyabilir. Bunu yaparak çoğalma hızlarını arttırarak kendileri için fayda sağlamış olurlar ancak enfekte edilen hücrede ise ciddi hasarlara yol açarlar.
  • Bazı virüsler ise daha önce enfekte ettikleri hücrelerden aldıkları değiştirilmiş gen versiyonlarını taşırlar. Bu tarz değiştirilmiş genler doğru bir şekilde çalışmazlar ve konak hücrenin içine yerleştiğinde düzensizliğe yol açarak kanserin gelişimine sebep olurlar.

Yukarıda bahsedilen mutasyon oluşturucu aktiviteleri ve hücre davranışı üzerindeki etkileri sayesinde virüsler, insanlar dahil olmak üzere birçok farklı organiznada belirli kanserlerin gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.

Ayrıca virusler kanserle ilgili bilimsel araştırmaların önemli bir hedefi olmuştur. Yukarıda bahsedilen onkogenlerin ve tümör baskılayıcı genlerin tanımlanmasıyla ilgili en erken çalışmaların bazılarında virüsler kullanmıştır.

Virusler kabaca iki kategoriye ayrılır: genetik materyal olarak DNA içerenler ve genetik materyal olarak RNA içerenler. Her iki virüs türünün de farklı tipte kanserler ile ilişkili olduğu bulunmuştur.

İnsanlarda kansere neden olduğu bilinen virüsler:

Epstein-Barr Virüsü (EBV) – Burkitt Lenfoması

Hepatit B Virüsü (HBV) – Karaciğer Kanseri

Hepatit C Virüsü (HCV) – Karaciğer Kanseri

İnsan Herpesvirus 8 (HH8) – Kaposi Sarkomu

Human Papillomavirus (HPV) – Serviks Kanseri, Baş ve Boyun Kanserleri, Anal, Oral, Faringeal ve Penil Kanserler (HPV ile ilişkili Kanserler Nasıl Oluşur?)

İnsan T hücresi Lenfotropik Virüsü 1 (HTLV) – Yetişkin T hücresi Lösemi

Merkel Cell Polyomavirus – Cilt Kanseri (Merkel Hücre Karsinomu)

Kanserin yayılımı

İlk başladığı yerden vucudun başka bir yere yayılan kansere metastatik kanser denir. Kanser hücrelerinin vücudun diğer bölümlerine yayıldığı süreç metastaz olarak adlandırılır. Metastaz döneminde, kanser hücreleri ilk meydana geldikleri yerden (primer kanser) ayrılır, kan veya lenf sistemi aravılığıyla seyahat ederler ve vücudun diğer bölgelerinde yeni tümörler (metastatik tümörler) oluştururlar. Metastatik tümör, primer tümörle aynı tipte bir kanserdir.

Metastatik kanser, orijinal veya birincil kanser ile aynı adı ve aynı tür kanser hücrelerine sahiptir. Örneğin, akciğere yayılıp metastatik bir tümör oluşturan meme kanseri, akciğer kanseri değil metastatik meme kanseridir.

Mikroskop altında incelenen metastatik kanser hücreleri genellikle kaynak aldıkları kanserin hücreleri ile aynı görünür. Ayrıca, çoğu zaman ikisi  de belirli kromozom değişikliklerinin varlığı gibi bazı ortak moleküler özelliklere sahip olurlar.

 

Tedaviler, metastatik kanseri olan bazı kişilerin yaşam sürelerinin uzamasını sağlayabilir. Ancak, genel olarak metastatik kanser için uygulanan tedavilerin birincil amacı kanserin büyümesini kontrol altında tutmak ve hastalığın sebep olduğu semptomları rahatlatmaktır. Bu tip kanserler vucut fonksiyonlarına ciddi bir hasar verir ve kanserden ölen hastaların çoğu metastatik hastalık aşamasında ölmekte.

Kanser Olmayan Doku Değişiklikleri

Vücut dokularında meydana gelen her değişiklik kanser değildir. Ancak, bazı değişiklikler tedavi edilmezse kansere dönüşebilir. Kanser hücreleri vücudun dokularında oluşmadan önce, hücreler hiperplazi ve displazi adı verilen anormal değişikliklerden geçer.

Hiperplazi, bir dokudaki hücrelerin normalden daha hızlı bölünmesi ve ekstra hücrelerin birikmesi veya çoğalmasıyla ortaya çıkar. Ancak, mikroskop altında incelendiğinde hücre ve doku organizasyonda anormallik yoktur. Hiperplazi, kronik irritasyon da dahil olmak üzere birçok faktör veya koşuldan kaynaklanabilir.

Displazi ise hiperplaziye göre daha ciddi bir durumdur. Bu durumda da fazladan hücre birikimi olur ancak bu hücreler anormal görünür ve doku orgamizasyonu bozulur. Hücreler ve dokular ne kadar anormal görünüsre, bunların kansere dönüşme riski de o kadar fazladır.

Bazı displazi tiplerinin takip edilmesi veya tedavi edilmesi gerekebilir. Örneğin deride oluşan displastik nevüsler (anormal benler), her zaman olmamakla birlikte bazı durumlarda melanom denilen malign kanser türüne dönüşebilirler.

Karsinoma-in-situ denilen durum ise daha da ciddidir. Bazen kanser olarak adlandırılsa da, karsinoma in situ kanser değildir, çünkü anormal hücreler kaynaklandığı dokunun ötesine yayılmaz. Böylece, kanserin aksine çevredeki dokuları işgal etmez. Ancak, premalign (kanser öncesi) bir durum olup kansere dönüşebilir, bu nedenle her zaman tedavi gerektirir.


Kanser türleri

Yüz taneden fazla bilinen kanser türü vardır. Genelde kanserler oluştuğu organ veya doku tipine göre adlandırılır. Örneğin, akciğer kanseri, akciğer hücrelerinde başlar ve beyin kanseri, beyin hücrelerinde başlar. Bunun dışında kanserler, epiteliyal ya da skuamoz hücreler gibi, onları oluşturan hücre tiplerine göre de tasvir edilebilir.

Karsinomlar: en yagın görüler kanser türlerindendir. Bunlar vucudun iç ve duş yüzeylerini saran epitel hücreler tarafından oluşturulur. Mikroskop altında bakıldığında sütün benzeri yapılar oluşturan birçok epitel hücre tipi mevcuttur.

Sarkomlar: kas dokusu, yağ dokusu, kan damarları, lenf damarları ve fibröz doku (tendonlar ve bağlar gibi) dahil olmak üzere kemik ve yumuşak dokularda oluşan kanserlerdir.

Lösemiler: kemik iliğinin kanı oluşturan dokusunda başlayan kanserler lösemiler olarak adlandırılır. Bu kanserler solid tümörler oluşturmazlar. Bunun yerine, kan ve kemik iliğinde çok sayıda anormal beyaz kan hücresi (lösemi hücreleri ve lösemik patlama hücreleri) oluşur ve normal kan hücrelerinin terini alır. Normal kan hücrelerinin sayısının düşmesiyle vücudun dokularına oksijeni alması, kanamayı kontrol etmesi veya enfeksiyonlarla savaşması zorlaşır.

Lenfomalar: lenfositlerde başlayan kanserdir (T hücreleri veya B hücreleri). Bunlar bağışıklık sisteminin bir parçası olan hastalıklarla mücadele eden beyaz kan hücreleridir. Bu durumda lenf nodlarında, lenf damarlarında ve vucudun diğer organlarında anormal lenfosit birikimi olur.

Multiple miyelom: bağışıklık sisteminin başka bir hücre tipi olan plazma hücrelerinde başlayan kanserdir. Miyeloma hücreleri olarak adlandırılan bu anormal plazma hücreleri, kemik iliğinde birikir ve vucudun tüm kemiklerinde tümörler oluşturur. Bu hastalık plazma hücre miyelomu ve Kahler hastalığı olarak da bilinir.

Melanom: melanin yapan özel hücreler olan melanositlere dönüşen hücrelerde başlayan (deri rengini veren pigment) kanserdir. Melanomların çoğu cilt ürerinde oluşurken, bazen göz gibi diğer pigment içeren dokulardan da gelişebilmelte.

Beyin ve omurilik tümörleri: farklı tipleri vardır. Bu tümörler, oluşturuldukları hücre tipine ve tümörün ilk olarak merkezi sinir sisteminde oluştuğu yere göre adlandırılır. Örneğin astrositom denilen tümörler astrositler olarak adlandırılan ve sinir hücrelerini sağlıklı tutmaya yardımcı olan yıldız şekilli beyin hücrelerinde başlar. Beyin tümörleri benign (iyi huylu) veya malign (kötü huylu) olabilir.

Kanser dünyadaki ölümlerin 2. en önemli sebebidir ve verilere göre sadece 2018 yılında 9.6 ölüme sebep olmuştur. Tüm dünyada, yaklaşık olarak her 6 ölümden biri kansere bağlıdır.

Ölümlerin yaklaşık üçte ikisi önde gelen 5 tane davranışsal ve diyetsel risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır:  yükes vücut kitle endeksi, az miktarda meyve ve sebze tüketimi, sınırlı fiziksel aktivite, tütün ürünleri ve alkol kullanımı.

Tütün kullanımı kanser için en önemli risk faktörüdür ve kanser ölümlerinin yaklaşık %22’si sigara kullanımına bağlıdır.

Hepatit ve insan papilloma virüsü (HPV) gibi kansere neden olan enfeksiyonlar da, düşük ve orta gelirli ülkelerde’de kanser vakalarının yaklaşık %25’inden sorumludur.

2018 yılındaki Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre en yaygın kanser türleri:

Akciğer kanseri (2.09 milyon vaka)

Meme kanseri (2.09 milyon vaka)

Kolorektal kanser (1.80 milyon vaka)

Prostat kanseri (1.28 milyon vaka)

Cilt kanseri (melanom olmayan) (1.04 milyon vaka)

Mide kanseri (1.03 milyon vaka)

Kanser ölümünün en yaygın nedenleri ise şunlardır:

Akciğer kanseri (1.76 milyon ölüm)

Kolorektal kanser (862 000 ölüm)

Mide kanseri (783 000 ölüm)

Karaciğer kanseri (782 000 ölüm)

Meme kanseri (627 000 ölüm)

Bu tedavi yönteminin adı nedir ve nasıl yapılmaktadır?

Yöntemin adı İleal İnterpozisyon ameliyatıdır. Bu uygulama mide, oniki parmak barsağı ve ince barsakları içeren bir işlemdir. Midenin sol-üst-dış kısmı kapatılarak dışarı alınır, mide ile oniki parmak barsağı arasındaki bağlantı kapatılarak midenin yönü aşağıya çevrilir ve ince barsağın başlangıç kısmı ile son kısmı yer değiştirilir.

Şeker hastası olan bir kişinin ameliyat sonrası dönemde bu rahatsızlığı ortadan kalkıyor mu? İlaç kullanımı veya insülin kullanımı sona eriyor mu ve eğer sona eriyor ise bu bir dönemlik mi, yoksa tüm yaşantısı boyunca mıdır?

Bir tip 2 diyabet hastasının bu ameliyattan ne ölçüde fayda göreceğini belirleyen kendi rezerv ve aktiviteleridir. Ne kadar çok insülin rezervi var ve aktivitesi de ne kadar yüksekse o kadar yüksek bir başarı şansı söz konusudur. Ancak, unutulmaması gereken en önemli nokta diyabetin hormonal, sinirsel ve psikojenik temellerinin olduğudur. Bu ameliyatlar sadece diyabetin hormonal yönünü tedavi ederler. Çok kaba bir ifade ile hormonal kontrol sağladığınız bir hasta herhangi bir nedenle üzüldüğünde, sevindiğinde, sinirlendiğinde kan şekerinde bir dalgalanma olacaktır. Aslında, bu tip dalgalanmalar şeker hastası olmayan bireylerde de görülür. Ne var ki, şeker hastası olmayanlarda dalgalanmanın süresi ve şiddeti daha küçük çaplıdır. Ameliyattan sonra da bu dalgalanma daha hafif seyreder ve daha kısa sürede normale dönüş olacaktır. Tip 2 diyabet zaman içinde varyasyonel seyir gösteren dinamik bir hastalıktır. Önemli olan 3 aylık ortalama kan şekeri değerleri ve organ hasarının varlığıdır. Bu açıdan baktığınızda 10 yıllık süre zarfında hastaların %90’ından fazlasında kontrol sağlanacaktır.

Ameliyat sonrasında pankreasın insülin üretimi diyet yapılmaksızın beslenmeye yeterli oluyor mu, yoksa ameliyat ile tedavi olan hastalar geriye kalan yaşamlarında sürekli diyet yapmak zorunda mıdır?

On yıldan sonraki dönem ve ilerleyen yıllarda ameliyatın etkinliği azalmaktadır. Çünkü iki tane doğal süreç devreye girer. Birincisi yaşlanırız. Yaşlandıkça kas kitlemiz ve kas aktivitemiz azalır. İkincisi metabolik hızımız yavaşlar.

Bu ameliyatlar vücudun insülin harcama hızını azaltır. Buna rağmen her yıl insülin rezervlerimizin fonksiyonları da azalacaktır. Burada vurgulanması gereken nokta ameliyattan sonraki dönemde vücudun insülin harcama hızının azaldığıdır. Yani vücut insülin rezervlerini daha ekonomik kullanır. Bu ameliyatlardan sonra belirli bir diyet yoktur. Zaten insülin direnci olan bir hasta diyet yapma çabalarına devam edecekse neden ameliyat olsun ki. Fakat ameliyattan sonra beslenme ile ilgili birkaç önemli değişiklik olur. Sanırım bunları şöyle sıralayabiliriz:

Ameliyat olmuş bireyler çok acıkmazlar. Yemek tercihleri ve yemeğe bakış açıları değişir.

Mütevazı porsiyonlarda yemek yerler ve bu yemekler hastaları daha uzun süre tok tutar.

İsteseler bile çok yemek yiyemezler. Ama zaten çok yemek yemeği de istemezler.

Ameliyat nasıl yapılmaktadır? Ameliyat sonrası dönem nasıl geçmektedir?

Bu ameliyat laparoskopik (kapalı) olarak yapılmaktadır. Yani karın bölgesine uzun bir kesme işlemi değil, küçük delikler açılarak yapılmaktadır. Ameliyatın en büyük dezavantajı teknik olarak çok zor olması, çok ciddi bir eğitim ve teknik beceri gerektirmesidir. Ameliyattan birkaç saat sonra hastalar su içmeye başlarlar. 3-4 gün sıvı yemeklerle beslendikten sonra yavaş yavaş yumuşak kıvamlı sebze yemeklerine başlamak mümkün olur. 6. Aydan sonra hastalar her türlü yemeği yiyebilirler.

Ameliyat nasıl yapılmaktadır? Ameliyat sonrası dönem nasıl geçmektedir?

Bu ameliyat laparoskopik (kapalı) olarak yapılmaktadır. Yani karın bölgesine uzun bir kesme işlemi değil, küçük delikler açılarak yapılmaktadır. Ameliyatın en büyük dezavantajı teknik olarak çok zor olması, çok ciddi bir eğitim ve teknik beceri gerektirmesidir. Ameliyattan birkaç saat sonra hastalar su içmeye başlarlar. 3-4 gün sıvı yemeklerle beslendikten sonra yavaş yavaş yumuşak kıvamlı sebze yemeklerine başlamak mümkün olur.

6. Aydan sonra hastalar her türlü yemeği yiyebilirler.Bu tedavi yönteminin yan etkileri var mıdır? Var ise nelerdir?

Bu konuyu ameliyat sonrası erken dönem ve sonraki yıllarda ortaya çıkan geç dönem komplikasyonlar olarak ikiye ayırmak lazım. Her ameliyat için belirlenmiş bir komplikasyon oranı vardır ve üst sindirim sistemi ameliyatlarında bu oran yaklaşık %10’dur. Bu ameliyatlarda da aynı oran geçerlidir. Bunlar arasında kanama, enfeksiyon, sızıntı, kaçak, narkoza bağlı sorunlar yer almaktadır. Uzun dönemde ise ortaya çıkması muhtemel 2 tane sorun vardır. Bunlardan birisi fıtıktır. Ameliyat yapılan deliklerden veya içeriden fıtık gelişimi oluşabilir. Bunun oranı %1’dir. Bir diğer olası sorun ise safra kesesinde taş veya çamur gelişme riskidir. Bunun oranı %12’dir. Safra koruyucu ilaçlar ile bu oran %5’lere çekilebilmekte. Ancak, ben şu anki uygulamamda ameliyat sırasında safra kesesi ile alakalı ödem, şişlik, yapışıklık gibi bir iltihap emaresi görürsem safra kesesini almaktayım. Dolayısı ile bu risk de sıfırlanmış oluyor.

Obezite hastalarına uygulanan tedavi yöntemlerinden farkı ve avantaj-dezavantajları nelerdir?

İşin temeline inecek olursak obezite ameliyatlarında temel hedef kilo kontrolüdür. Şeker kontrolü bu ameliyatların tali bir sonucudur. Zaten ciddi kilo problemi olan bir hastada sadece kilo kaybı ile ciddi ölçüde kan şekeri kontrolü sağlayabilirsiniz. Oysa obezite sınırında olmayan şeker hastalarında durum çok daha farklı ve zordur. Obez hastalarda temel sorun yağ dokusu fazlalığına bağlı insülin direnci iken, çok ciddi kilo problemi olmayan hastalarda pankreas, ince barsak ve karaciğer dokusu kaynaklı direnç hormonları ön plandadır. Bu hastalarda sadece kilo kaybı ile kan şekeri kontrolü sağlayamazsınız. Bu hastalarda daha geniş kapsamlı ve birden fazla hormonal hedefi olan ameliyatları yapmanız gerekli olacaktır. Bunu sağlayabileceğiniz tek ameliyat da İleal İnterpozisyon’dur. Ayrıca, ince barsak bypass’ı veya diversiyonu gibi obezite ameliyatlarından sonra hastaların ömür boyu vitamin ve mineral takviyesi almaları gerekmektedir. Oysa, hastalar İleal İnterpozisyon ameliyatından bir yıl sonra vitamin ve mineral takviyesine ihtiyaç duymazlar. Tam anlamı ile özgür bir hayat söz konusudur.

Birimlerimiz

Kolon kanseri ve rektal kanser bazen birlikte gruplanır ve kolorektal kanser olarak adlandırılır. Kolorektal kanserler, Amerika Birleşik Devletleri’nde üçüncü en yaygın kanser türüdür. Amerikan Kanser Derneği’ne göre, bu ülkede 106.000’den fazla insana her yıl kolon kanseri teşhisi konuyor.

19 kişiden biri, ya da Amerikalıların% 5’inden biraz fazlası yaşamlarında kolon ya da rektum kanseri geliştirecek. Kolon kanseri erken teşhis edildiğinde, tedavi şansı neredeyse% 90’dır.

Kolon, aynı zamanda sindirim sistemi (gastrointestinal) olarak da adlandırılan sindirim sisteminin bir parçasıdır.

Kolon, kalın bağırsak olarak da adlandırılan kalın bağırsağın ilk altı ayağıdır.

Rektum, kalın bağırsağın son altı santimidir ve anüste sonlanır.

Kolorektal kanserler yavaş büyür. Genellikle kolonun iç yüzeyinde dokuların aşırı büyümesi olan polipler olarak başlarlar. Kolon kanseri bir polip içinde başlayabilir, ancak tüm polipler kanser içermez.

Kolon kanserinin sağ kalım oranları son 15 yılda arttı. Taramalar sayesinde, polipler genellikle kanser olmadan önce bulunur ve çıkarılır. Ayrıca, tedaviler daha gelişmiş ve daha az invaziv hale gelmiştir.

Kolon Kanseri Türleri
Kolorektal kanserlerin% 95’inden fazlası adenokarsinomlardır. Kolorektal adenokarsinomların yaklaşık% 90’ı, kansere dönüşebilen bir polip türü olan adenomlar olarak başlar.

Kolon kanserlerinin yaklaşık% 20’si kalıtsaldır veya ailede güçlü bir kolon kanseri öyküsü ile ilişkilidir. Kalıtılan ana kolon kanseri türleri şunlardır:

Kalıtsal nonpolipoz kolorektal kanser sendromu veya HNPCC (Lynch sendromu olarak da adlandırılır), kolon kanserlerinin % 5 ila % 7’sini oluşturur.
Ailesel adenomatöz polipozis (FAP) GI traktusundaki yüzlerce ila binlerce polipe neden olur. FAP çocukluk döneminde başlayabilir.

Kolon Kanseri Risk Faktörleri
Kolon kanserine yakalanma şansınızı artıran her şey bir risk faktörüdür. Kolon kanseri risk faktörleri şunlardır:

  • Kolon kanseri, rektal kanser veya poliplerin aile öyküsü
  • Kalıtsal kansızlık kolorektal kanser (HNPCC veya Lynch) sendromu veya ailesel adenomatöz polipozis (FAP) gibi kalıtsal kanser sendromlar
  • İnflamatuar bağırsak hastalığı (Crohn hastalığı veya kronik ülseratif kolit)
  • Kolorektal kanser veya polip
  • Obezite
  • Sedanter yaşam tarzı

Diyet: Fazla miktarda kırmızı et tüketiyorsanız, işlenmiş veya çok yüksek ısıda pişirilmiş gıdalarla besleniyorsanız, kolon kanseri açısından daha yüksek risk grubunda olabilirsiniz.

  • Tip 2 Diyabet
  • Sigara içiyor olmak
  • Çok fazla alkol içmek

Kolon Kanseri Belirtileri

Kolon kanseri genellikle erken dönemlerde semptomlara sahip değildir. Kolon kanserlerinin çoğu küçük malign olmayan lezyonlar olarak büyümeye başlar ve zamanla kolon duvarına yayılarak daha büyük ve ağresif hale gelir. Polipler veya tümörler büyüdükçe, bağırsak tıkanmalarına ve kanamalarına sebep olabilir.

Kolon kanseri belirtileri şunları içerebilir:

  • Rektal kanama
  • Dışkılama sonrası dışkıda veya klozette kan görülmesi
  • Geçmeyen diyare veya kabızlık
  • Dışkı büyüklüğünde veya şeklindeki değişiklik
  • İhtiyaç duyulmadığında dışkılama hissinin olması
  • Karın ağrısı veya karnın alt kısımlarında kramp tarzı ağrılar
  • Şişkinlik ya da dolgunluk hissi
  • İştahsızlık
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Halsizlik ve kronik yorgunluk

Bu belirtiler her zaman kolon kanseriniz olduğu anlamına gelmez. Ancak, iki haftadan uzun bir süre boyunca bir veya daha fazlasını fark ederseniz, doktorunuza başvurun.

Kolon Kanseri Önleme

Bazı yaşam tarzı seçenekleri kolon kanseri olma şansınızı azaltabilir. Aşağıdakileri deneyin:

  • Düzenli olarak tarama testlerini yaptırın
  • İdeal kilonuzu koruyun
  • Düzenli egzersiz yapın
  • Bol miktarda meyve ve sebze tüketin
  • Sigaradan kaçının
  • Alkol kullanımınızı azaltın

Pankreatik kanser, kanser hücreleri pankreas içinde oluşup büyüdüğünde ortaya çıkar. Bu tümörlerin erken teşhis edilmesi zordur çünkü pankreas kanseri belirtileri ve semptomları net değildir. Bu nedenle, tanılar çoğu zaman hastalığın ileri evreye ulaşmasından sonra konulur ve bu nedenle tedavi seçenekleri sınırlı olur.

Pankreatik kanser, Amerika Birleşik Devletleri’nde kanser ölümünün en sık 4. nedenidir. Her yıl 50.000’den fazla yeni vaka teşhis edildiği ve bu hastalık nedeniyle yılda 40.000’den fazla insanın öldüğü tahmin edilmektedir. Hastalığın gelişme riski % 1.6’dır. Risk, erkekler ve kadınlar için aynıdır ve tanı anında tipik yaş aralığı 65-74 yaş arasındadır.

Pankreas Hakkında

Pankreas, midenin alt kısmının arkasında, mide ile omurga arasında bulunan bir organdır. Sindirime yardımcı olan enzimleri salgılar ve vücudun şekeri emmesine ve kan şekerini kontrol etmesine yardımcı olan insülin ve diğer hormonları üretir.

Pankreas başlıca iki tür hücre içerir:

  • Besin sindirimine yardımcı olan enzimleri üreten ve salgılayan ekzokrin hücreler
  • Önemli hormonların salgılayan ve doğrudan kan dolaşımına gönderen endokrin hücreler.
  • Pankreatik kanserlerin çoğunluğu, pankreas kanallarını oluşturan ekzokrin hücrelerde başlar. Bunlar pankreatik adenokarsinom olarak adlandırılır.Kanser pankreatik endokrin hücrelerde başladığında, buna pankreatik nöroendokrin tümör (NET) denir. Bu tip tümörün birçok alt tipi vardır.

Pankreas kanseri risk faktörleri
Pankreas kanseri geliştirme şansınızı artıran her şey bir risk faktörüdür. Bazı risk faktörleri değiştirilebilir, diğerleri ise değişemez.

Değiştirilebilecek risk faktörleri şunlardır:

  • Sigara ve tütün kullanımı: Sigara kullanan kişilerde, pankreas kanseri geliştirme riski iki kat artmıştır.
  • Obezite: Aşırı kilolu olmak (yüksek vücut kitle indeksi veya VKİ), pankreas kanseri geliştirme olasılığınızı % 20 artırır.
  • Aşağıdakiler de dahil olmak üzere diğer pankreas kanseri risk faktörleri değiştirilemez:
  • Yaş: Pankreas kanseri riski 55 yaşından sonra keskin bir şekilde artmaktadır.
  • Irk: Afrikalı-Amerikalıların diğer etnik gruplardan daha fazla pankreatik kanseri olma olasılığı daha yüksektir.
  • Aile öyküsü: Herediter genetik değişiklikler pankreatik kanserlerin yaklaşık % 10’unu oluşturur. Ekzokrin pankreatik kansere neden olabilen genetik sendromlar: BRCA1 veya BRCA2 genlerindeki mutasyonların neden olduğu kalıtsal meme ve yumurtalık kanseri sendromu, Lynch sendromu (genellikle MLH1 veya MSH 2 genlerindeki bozukluklar) ve PRSSI genindeki mutasyonlara bağlı kalıtsal pankreatiler.
  • Diyabet: Uzun süren Tip 2 Diyabet öyküsü olan bireylerde pankreatik kanser geliştirme riski artmıştır.
  • Kronik Pankreatit: Pankreasın uzun süreli inflamasyonu özellikle sigara içenlerde artmış pankreatik kanser riski ile bağlantılıdır.

Yukarıdaki risk faktörlerine sahip olan herkes pankreas kanserine sahip değildir. Ancak, risk faktörlerine sahipseniz, mutlaka doktrunuzla görüşün.

Pankreas kanseri genellikle erken dönemde semptomlara neden olmaz. Ortaya çıkan semptomlar ise, çoğu zaman pankreasın sindirim sisteminin diğer organlarıyla olan ilişkisinden kaynaklanır.

Pankreas kanseri belirtileri şunları içerebilir:

  • Ciltte veya skleralarda sararma
  • Koyu renkte idrar veya açık renkte dışkılama
  • Karın veya bel ağrısı
  • Şişkinlik ya da dolgunluk hissi
  • Mide bulantısı, kusma veya hazımsızlık
  • Halsizlik ve kronik yorgun
  • İştahsızlık
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Ani başlangıçlı diyabet

Bu belirtiler her zaman pankreas kanseriniz olduğu anlamına gelmez. Ancak, diğer sağlık sorunlarına işaret edebileceklerinden, bu semptomların doktorunuzla tartışılması önemlidir.

Akciğer kanseri akciğer dokusunda oluşan, çoğunlukla da havayollarını çevrileyen hücrelerden kaynaklanan bir kanser türüdür. Bu hastalık, hücrelerin sigara dumanı, radyasyon ve asbest gibi toksinlere maruz kalmanın bir sonucu olarak kontrolsüzce büyümeye ve çoğalmaya başladığında ortaya çıkar.

Akciğer kanseri, kansere bağlı ölümlerin en yaygın nedenidir ve dünyada hem erkeklerin hem de kadınların arasında görülen ikinci en yaygın kanser türüdür. Vakaların çoğu tütün ürünlerinin kullanımı ile bağlantılıdır, ancak siğara içmeyenlerin arasında da, başta kadınlarda olmak üzere giderek artan sayıda tanı konulmakta. Tanıların çoğu ileri evrede, hastalığın yayılmasından sonra konulur. Bu nedenle, bu tür kanser için beş yıllık sağ kalım oranı sadece % 19 cıvarındadır.

Akciğer kanseri türleri nelerdir?

Akciğer kanserleri, tümörü oluşturan kanser hücrelerinin tipine göre iki ana gruba ayrılır. Bunlar: Küçük hücreli akciğer kanseri ve Küçük hücreli olmayan akciğer kanserleridir. Her iki grubun prognoz ve tedavi yaklaşımında önemli farklılıklar vardır.

Küçük hücreli Olmayan Akciğer Kanseri

Akciğer kanserinin en yaygın türüdür ve vakaların neredeyse %85’ini oluşturur. Bu tür kanser hava yolları da dahil olmak üzere organ yüzeylerini saran epitel hücrelerinden köken alır. Bu kanserler soliter (tek) nodüllerden başlama eğilimindedir. Bunlar ise büyüdükçe, çevredeki yapıları işgal edebilir veya göğüsteki lenf düğümlerine yayıldığı gibi uzak organlara da yayılabilir (metastaz).

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserin birkaç türü vardır. En sık görülenler:

Adenokarsinom: Alveolleri çevrileyen bez hücrelerinden köken alır. Bu hücreler, sağlıklıyken mukus üretiminden sorumludurlar. Akciğer adenokarsinom gelişiminin ana nedeni tütün kullanımıdır, ancak bu tür kanser sıklıkla sigara içmeyenlerde, kadınlarda ve genç yaştaki bireylerde ortaya çıkar. Genelde akciğerin daha periferik (kenar) kısımlarında ortaya çıkar.

Skuamoz Hücreli Kanser: Bu tür kanser havayollarını çevrileyen incre yassı epitel hücrelerinden köken alır. En sık nedeni tütün kullanımıdır ve çogü zaman organın merkezi kısımlarından köken alır. Skuamoz hücreli karsinomun diğer ismi epidermoid karsinomdur.

Büyük Hücreli Karsinom: Büyük hücreli karsinom küçük olmayan kanserler grubunun en az görülenidir. Hızlı buyümeye ve erken dönemde yayılmaya eğilimlidir. Genellikle akciğer dokusunda yer alan nöroendokrin hücrelerinden köken alır.

Küçük Hücreli Akciğer Kanseri

Küçük hücreli akciğer kanseri vakaların %15’ini oluşturur ve neredeyse tamamıyla sigara kullanımına bağlıdır. Sıklıkla akciğerin merkezi yapılarından köken alır. Bu tür kanser de hızlı büyür ve lenf nödüller de dahil olmak üzere vücudun diğer bölgelere de hızlı yayılım gösterir. Çok agresif olduğundan, genellikle akciğerin tek bir alanı ile sınırlı olduğu erken safhalarda tespit edilemez. Bu nedenle, küçük hücreli akciğer kanseri tedavisinde cerrahi, küçük hücreli olmayan türlere göre daha az kullanılmaktadır.

Akciğerde büyüyen kanserler yayılım gösterebilir

Akciğer kanserleri erken aşamada olup boyut olarak küçük olduklarında genellikle herhangi bir semptoma neden olmazlar. Ancak, hastalık büyüdükçe çevredeki dokularda hasara neden olup ve akciğerin normal fonksiyonlarını bozarak hemoptizi (kanlı öksürük), nefes darlığı ve ağrı gibi semptomlara neden olabilir.

Akciğer kanseri sıklıkla lenfatik sistem aracılığıyla yayılır veya metastaz yapar. Lenf sıvısı dokulardan süzülen berrak bir sıvıdır ve bağışıklık hücrelerin içermesinin sayesinde enfeksiyonlarla savaşmamıza yardımcı olur. Vücudumuzda lenfatik damarların içinde dolaşır. Lenf düğümleri, lenf damarlarını bağlayan küçük, fasulye şeklindeki organlardır.  Bunlar ise sıklıkla lenfatik sisteme yayılmış kanser hücrelerini yakalarlar.

Kanser hücreleri aynı zamanda kan dolaşımı aracılığıyla da yayılarak vücudun diğer kısımlarına yerleşebilir. Karaciğer veya kemik gibi diğer organlara yayılmış olan akciğer kanseri, evre IV hastalık veya metastatik kanser olarak bilinir. Başka bir organa yayılan kanserin kökeni hala akciğerdir. Hastalığın lenf nodlarına veya diğer organlara yayılıp yayılmaması, uygulanacak tedavi şeklini önemli ölçüde etkiler.

Akciğer metastazı nedir?

Bazen, bir tümör vücudun başka bir bölümünde başlar ve daha sonra akciğerlere yayılır veya metastaz yapar. Bu tümörler akciğer metastazı olarak adlandırılır ve akciğer kanserinden farklıdırlar. Köken aldığı kanserle aynı türde olurlar. Mesela, akciğere metasataz yapmış olan kolon kanseri metastatik kolon kanseri olarak adlandırılır.

Akciğer Kanserinin Risk Faktörleri Nelerdir?

Belli bir hastalığa veya kansere yakalanma olasılığını arttıran herhangi bir etken  o hastalığın risk faktörü olarak bilinir. Akciğer kanserinin risk faktörleri:

  • Tütün ve ürünlerini kullanmak ya da geçmişte kullanmış olmak
  • Sigara dumanına maruz kalma
  • Asbest, arsenik, krom veya diğer kimyasallara maruz kalma
  • Radiyasyon maruziyeti, meme veya gögüs kafesine uygulanan radiyoteradi ve radon maruziyeti dahil olmak üzere
  • Hava kirliliği olan bir bölgede yaşamak
  • Ailede akciğer kanseri öyküsü
  • İnsan immün yetmezlik virüsü ile enfekte olmak

Akciğer Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

Hastalık belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bazen akciğer kanseri olan kişilerde herhangi bir semptom görülmez. Semptomlar sıklıkla bronşit veya zatürre gibi yaygın solunum yolu hastalıkları ile karışır ve doğru tanıyı geciktirir.

Akciğer kanserine yakalanmış hastalarda bu tip semptomlar görülebilir:

  • Uzun süredir gitmeyen ve zamanla kötüleşen öksürük
  • Nefes almakla, öksürmekle veya gülmekle artan, devamlı göğüs ağrısı
  • Kol veya omuz ağrısı
  • Kanlı ya da pas renginde balgam çıkarmak
  • Nefes darlığı, hırıltı veya ses kısıklığı
  • Tekrarlanan pnömoni veya bronşit atakları
  • Boyun ve yüzün şişmesi. Bu durum, tümörün, baş ve kollardan kalbe dönen kanı hareket ettiren büyük bir ven, superior vena cava’yı sıkıştırdığında ortaya çıkar
  • İştah kaybı ve / veya kilo kaybı
  • Kronik yorgunluk ve halsizlik
  • Parmak uçlarının ve tırnak yatağının “çomaklaşma” olarak da bilinen genişlemesi. Bu semptom küçük hücreli dışı akciğer kanseri vakalarında sık görülür, ancak küçük hücreli akciğer kanseri için nadirdir.

Kanser vücudun diğer bölgelerine yayıldıysa:

  • Kemik ağrısı
  • Kol veya bacaklarda güçsüzlük veya uyuşma
  • Baş ağrısı, baş dönmesi, nöbet geçirilmesi
  • Denge sorunları ya da yürüme bozukluğu
  • Ciltte ve skleralarda sararma
  • Boyun veya omuzda bölgesinde lenf düğümlerinin şişmesi

Bu belirtilerin olması her zaman akciğer kanserine yakalanmış olduğunuz anlamına gelmez. Ancak, diğer sağlık sorunlarına da işaret edebileceğinden, bunlardan birine sahipseniz doktorunuzla görüşmenizde fayda var. Nadir durumlarda akciğer kanseri bir kuşaktan diğerine geçebilir. Bu durumlarda genetik danışmalık fayda sağlayabilir.

Prostat kanseri, erkeklerde en sık tanı konan ve akciğer kanserinden sonra kanser ölümlerinden en çok sorumlu tutulan kanser. Aynı zamanda, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde orta yaşı geçmiş erkeklerde en sık tanı konan kanserdir.

Muhtemelen çevrenizde de prostat kanserine yakalanan veya bu hastalık nedeniyle tedavi alan birileri vardır. Ülkemizdeki her on iki erkeklerinden birine yaşamı boyunca bu hastalık tanısı konulacaktır.

Buna rağmen, hastalıkla ilgili farkındalığın artması, tarama programları ve geliştirelmiş yeni  tedavilerin sayesinde hastaların hayatta kalma oranları artmaktadır. Erken saptanan prostat kanserinde tedavi başarısı yüksektir. Hatta, bazı durumlarda bu hastalık bir erkeğin hayatına ciddi bir tehtid oluşturmadan ve hemen tedavi edilmek yerine dikkatli bir şekilde izlenenebilir.

Prostat erişkin bir erkekte yaklaşık olarak bir ceviz büyüklüğüne ulaşan bir bezdir. Mesanenin hemen altında ve rektumun önünde yer alıp, idrarı mesaneden boşaltan bir tüp olan üretranın bir kısmını çevreler. Prostat, sperm üretmeye ve spermi beslemeye yardımcı olur.

Prostatın gelişmesi bir bebek annenin rahmindeyken başlar. Androjenler tarafından (erkek hormonları) beslenerek, yetişkinliğe kadar büyümeye devam eder.

Bazen, prostatın üretra çevresindeki kısmı büyümeye devam ederek iyi huylu prostat hiperplazisine (BPH) neden olabilir. Bu durum idrarın geçmesine engel olup tedavi gerektirebilir, ancak kötü huylu değildir.

Prostat Kanseri Tipleri

 Hemen hemen tüm prostat kanserleri prostatın bez hücrelerinde başlar ve adenokarsinom olarak bilinir.

Prostatta meydana gelen pre-kanser değişiklikleri: 50 yaşına gelen tüm erkeklerin yarısı prostattaki hücrelerin büyüklüğünde ve şeklindeki küçük değişikliklere sahiptir. Buna prostatik intraepitelyal neoplazi (PIN) denir.

Bazı araştırmalar, bu hücresel değişikliklerin sonunda prostat kanserine dönüşebileceğini göstermiştir. Ancak bu tartışmalı ve önleyici tedavi önerilmemektedir.

PIN saptanırsa, en iyi strateji eksiksiz bir şekilde yapılan biyopsinin invaziv bir kanser göstermediğinden emin olmaktır. PIN dışında bir bulgu yoksa, kanda prostat spesifik antijen (PSA)  ve dijital rektal muayene (DRE) ile dikkatli aralıklı takiplerin yapılması önerilmekte.

Prostat Kanseri Risk Faktörleri

Prostat kanserine yakalanma şansınızı artıran her şey bir risk faktörüdür. Bunlar şunları içerir:

  • Yaş: En önemli risk faktörüdür. Prostat kanseri geliştiren erkeklerin çoğu 50 yaşından büyüktür. Her üç prostat kanseri tanısından ikisi 65 yaş üstü erkeklere konulur.
  • Aile Öyküsü: Ailenizin diğer üyelerinden birinde (baba kardeş oğul gibi) özellikle genç yaşta prostat kanserin var olması ya da daha önce geçirmesi bu hastalığa yakalanma riskinizi arattırır.
  • Irk: Prostat kanseri siyahi ırkta, beyaz ya da Asyalı erkeklere kıyasla yaklaşık 2 kat daha yaygındır.
  • Diyet: Yüksek yağlı, özellikle yüksek oranda hayvansal yağlar içeren bir diyet riski artırabilir; meyve ve sebzelerden zengin beslenme ise hastalığa yakalanma riskini azaltabilir.

Bazı araştırmalar prostat iltihabının (prostatit) prostat kanseri gelişiminde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (STD’ler) olası risk faktörleri olarak araştırılmaktadır.

Prostat Kanserinin Önlenmesi

Aşağıda listelenen tavsilereye uyarak prostat kanseri gelişme riskinizi azaltabilirsiniz:

Günde en az 5-6 porsiyon meyve-sebze tüketip kırmızı et tüketiminizi azaltın. Yağ alımını azaltın

  • Besin takviyesi kullanıyorsanız mutlaka doktorunuza bildirin: bazıları PSA seviyesini azaltabilir. Son zamanlarda yapılan kapsamlı bir çalışmada, bir zamanlar prostat kanseri riskini azalttığı düşünülen selenyum ve E vitamininin bir etkisinin olmadığını bulunmuştur.
  • Düzenli bir şekilde egzersiz yapın.
  • Ideal kilonuzu koruyun

Prostat kanseri önlemenin diğer yolları araştırılmaktadır. Bunlardan bazıları:

  • Likopenler: Domates, greyfurt ve karpuzda bol miktarda bulunan bu madde prostat hücrelerin hasar görmesini önleyebilir.
  • Proscar® (finasteride) veya Avodart® (dutesteride): Prostat kanseri için yüksek risk grubundaysanız, bu ilaçlar konusunda uroloğunuza danışın.

Araştırmalar birçok kanser türünün önlenebileceğini göstermektedir.

Prostat Kanserinin Semptomları

Prostat kanseri genellikle hastalığın erken dönemlerinde herhangi bir yakınmaya neden olmaz. Bu dönemdeki hastalarda sıklıkla görülebilecek yakınmalar:

  • Özellikle geceleri olmak üzere sık sık idrar yapma ihtiyacı
  • İdrar yapmaya başlamada gecikme ve idrar yapmanın bitiminde idrarın damla damla akmaya devam etmesi
  • Hiç idrar yapamama
  • Zayıf, ince veya kesik kesik idrar yapma
  • İdrar yaparken yanma veya ağrı
  • Cinsel ilişkide ağrılı yukarıda belirtilen ejakülasyon(boşalma)
  • İdrar veya menide kan görülme

Bu yakınmalardan herhangi birisinin bulunması bireyin mutlaka prostat kanseri olduğu anlamına gelmez. Aynı semptomların bazıları BPH (iyi huylu prostat hipertrofisi) veya diğer sağlık problemleri ile ortaya çıkabilir. Yukarıdaki semptomlardan herhangi birini iki haftadan daha uzun bir süre boyunca devam ettiğini fark ederseniz doktorunuza başvurun ve prostat kanserine yönelik tetkik istemesini talep edin.

Amerika Kanser Derneği’ne göre, 2015 yılında bu ülkede 24.590 yeni mide kanseri vakası teşhis edildi. Çoğu vaka 65 yaşın üstündedir.

Genel olarak mide kanseri oranları azalırken, yemek borusuyla birleşim yerine yakın mide bölgesindeki kanser oranı atmaktadır.

Batı ülkelerinde daha az yaygın hale gelen bu kanser türü, dünyanın geri kalanının çoğunda, özellikle Japonya, Doğu Avrupa, Güney Amerika ve Orta Doğu’nun bazı bölümlerinde kanser ölümünün ikinci en yaygın sebebidir. Bu farklılıktan sorumlu muhtemel etmenler ise beslenme tarzı, Helicobacter pylori (bir bakteri türü) ile enfeksiyon oranları ve çevredel faktörlerdir.

Mide Kanseri Anatomisi

Hastaların çoğu, abdomen olarak bilinen kalça ve göğüs arasındaki bölgeyi mide olarak tanımlar. Ancak tıbbi açıdan, mide kelimesi tek organa atıfta bulunur. J-şekilli bir organ olan mide, karnın üst bölgesinde yer alır. Yediklerimiz, yemek borusu olarak adlandırılan içi boş bir tüpten mideye doğru hareket eder. Sonrasına, aldığımız besinler mide asidi ile karıştırır ve sindirim başlatılmış olur.

Mide dokusunun üç ana katmanı vardır:

  • Mukoza (iç)
  • Muskularis (orta)
  • Serosa (dış)

Genel olarak, mide kanseri, mukoza tabakasındaki hücrelerin değişime uğramasıyla başlar. Her zaman olmamakla birlikte bazen bu değişiklikler kansere dönüşür. Mide kanseri  yavaş büyüyen bir kanser türüdür ve çogu zaman yıllar boyunca semptom göstermez.

Mide Kanseri Türleri

Çoğu mide kanseri, mukoza hücrelerinde gelişen adenokarsinomlardır. Ancak, bu kanser türü organın herhangi bir yerinde gelişebilir ve mide duvarının ötesine geçerek, kan dolaşımına girerek veya lenfatik sisteme ulaşarak vücudun diğer bölgelerine yayılabilir.

Midede bulunan diğer kanser türleri nadir olarak görülür. Bunlar:

  • Bir vücudun bağışıklık sistemini etkileyen Lenfomalar
  • Genellikle GIST veya gastrik sarkomlar olarak adlandırılan gastrointestinal
  • Stromal tümörler
  • Midenin hormon üreten hücrelerini etkileyen karsinoid tümörler

Mide Kanseri Risk Faktörleri

Mide kanserinin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bazı faktörler hastalığın gelişme riskini artırmaktadır. Bunlar:

  • Asitleme, tuzlama ve kurutma yoluyla hazırlanan veya nitrat içeren gıdalar tüketmek
  • Doğru şekilde saklanmamış veya hazırlanmış gıdalar yemek
  • Obezite: Obez olan erkeklerin yemek borusunun mideye yakın olan bölgede kanser gelişmenin riski belirgin olarak artmıştır.
  • Helicobacter Pylori Enfeksiyonu: Bu tip bakteri, ülserlerin yaygın bir nedenidir ve mide dokusunda kronik inflamasyona neden olur. Bu durum bazı durumlarda kanser öncesi değişikliklere ve sonrasında kansere dönüşür.
  • Tütün ve Alkolün Kullanımı: Aşırı alkol tüketimi ve sigara içilmesi, midenin üst kısmındaki kanser olasılığını artırıyor gibi görünmektedir. Bazı çalışmalar sigara içmenin mide kanseri riskini iki katına çıkardığını göstermiştir.
  • Aile Öyküsü: yakın akrabalarınızda aşağıdaki hadiselerden herhangi biri varsa daha yüksek bir mide kanseri gelişme riskini taşıyor olabilirsiniz:
  • Mide Kanseri
  • Herediter Non-Polipozis Kolorektal Kanser (HNPCC)
  • Li-Fraumeni Sendromu

Aşağıdaki tıbbi durumlardan herhangi birine sahip olmak da riski arttırır:

  • Pernisiyöz Anemi
  • Kronik Mide İltihabı ve Bağırsak Polipleri
  • Menetrier Hastalığı
  • Epstein Barr Virüsü
  • Reflü veya Kronik Hazımsızlık
  • Mide Lenfoması
  • A Rh + Kan Grubu
  • Geçirilen mide ameliyatı öyküsü

Diğer faktörler şunlardır:

  • Cinsiyet: Mide kanseri hastaları çoğu erkektir.
  • Yaş: Mide kanseri gelişen kişilerin çoğu 55 yaşından büyüktür.
  • Etnik Köken: Kauçuk, metal, kömür ve kereste endüstrilerinde çalışmanın yanı sıra asbeste maruz kalanlarda mide kanseri olma riski daha yüksektir.
  • Coğrafik Olarak: Japonya, Çin, Güney ve Doğu Avrupa, Orta ve Güney Amerika’da yaşayanlar, Kuzey ve Batı Afrika, Güney Orta Asya ve Kuzey Amerika’da yaşayanlara göre daha sık mide kanserine yakalanır.

Mide kanseri belirtileri

Bu hastalık genel olarak  erken evrelerde semptom göstermez. Semptomlar geliştiğinde ise çoğu zaman reflü  ve dispepsi gibi daha az ciddi durumlarla karıştırılır. Bu nedenle bu tür kanserin yayılmadan önce tespidi zorlaşır.

Bazı Belirtiler:

  • Karın ağrısı veya rahatsızlık
  • İştah kaybı
  • Mide ekşimesi, hazımsızlık veya ülser tipi belirtiler
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Şişkinlik veya karın şişmesi
  • İshal veya kabızlık
  • Az miktarda yemek yedikten sonra dolgunluk hissi
  • Kanlı veya siyah renkte dışkılama
  • Yorgunluk
  • İstenmeyen kilo kaybı

Bu belirtiler her zaman mide kanserine sahip olduğunuz anlamına gelmez. Ancak, bu tarz semptomlar iki haftadan uzun bir süre boyunca devam ediyorsa, mutlaka doktorunuzla görüşün. Bu yakınmalar her zaman kanserle ilgili olmasalar da, diğer sağlık sorunlarına işaret edebilirler.

HPV Virüsü Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

İnsan Papilloma Virüsleri nelerdir?

İnsan papilloma virüsleri (HPV’ler) 200’den fazla üyeden oluşan bir virüs grubudur. Bu grubun 40’tan fazla tipi cinsel temas sırasında, enfekte kişinin cilt ve müköz zarlarından partnerin cilt ve mükoz zarlarına kolaylıkla bulaşabilir, vajinal, oral ve anal sex yoluyla yayılabilirler. Diğer tipler ise genital bölgenin dışındaki siğillerden sorumludur ve cinsel yoluyla bulaşmazlar.

Cinsel yolla bulaşan HPV tipleri iki kategoriye ayrılır:

Kansere neden olmayan ancak genital bölgede ve anüs çevresinde cilt siğillerine (condylomata acuminata olarak da bilinir) neden olabilen düşük riskli HPV’ler. Örneğin, genital siğillerin %90’ı tip 6 ve 11 HPV’lere bağlı gelişir. Bu iki tip HPV aynı zamanda tekrarlayan respiratuvar papillomatoza da neden olurlar; bu, iyi huylu tümörlerin burun ve ağızdan akciğerlere giden hava yollarında büyüdüğü daha az görülen bir hastalıktır.

Kansere neden olabilen yüksek riskli HPV’ler. Çok sayıda yüksek riskli HPV türü tanımlanmıştır. Kanserlerin çoğuna neden olan iki tip virus ise tip 16 ve 18’dir.

HPV enfeksiyonları, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünyada  cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların en yaygın görülenidir. Cinsel olarak aktif erkeklerin % 90’ın ve kadınların  %80’inden fazlası hayatlarının bir noktasında en az bir HPV türü ile enfekte olacaktır. Bu enfeksiyonların yarısından da yüksek riskli HPV’ler sorumludur.

Yüksek riskli HPV enfeksiyonlarının çoğu herhangi bir semptom vermez ve 1-2 yıl içinde kendiliğinden geçip kansere neden olmaz. Ancak, bazı HPV enfeksiyonları yıllar boyunca devam edebilir. Bu tarz kalıcı enfeksiyonlar, edavi edilmediğinde kansere dönüşebilecek hücre değişikliklerine yol açabilir.

HPV’nin yol açtığı kanser türleri nelerdir?

Yüksek riskli HPV’ler çeşitli kanser türlerine neden olur:

  • Serviks Kanseri: Hemen hemen tüm servikal kanser vakaları HPV’den kaynaklanmaktadır, s HPV tipi 16 ve 18 ise tek başlarına tüm vakaların yaklaşık% 70’inden sorumludur.
  • Anüs Kanseri: Anal kanserlerin yaklaşık% 95’ine HPV neden olur. Bunların çoğu HPV tip 16’dan kaynaklanmaktadır.
  • Orofaringeal Kanserler (yumuşak damak, dilin tabanı ve bademcikler dahil olmak üzere boğazın orta kısmındaki kanserler): Orofaringeal kanserlerin yaklaşık% 70’i HPV’den kaynaklanır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, orofarenks tanısı konan kanserlerin yarısından fazlası HPV tip 16’ya bağlanmaktadır.
  • Daha Nadir Olarak Görülenler: HPV, vajinal kanserlerin yaklaşık% 65’inden, vulvar kanserlerinin% 50’sinden ve penil kanserin % 35’inden sorumludur. Bunların çoğu HPV tip 16’dan kaynaklanmaktadır.

Yüksek riskli HPV tipleri, dünya çapındaki tüm kanserlerin yaklaşık % 5’inden sorumludur.

HPV nasıl bulaşır?

Cinsel olarak aktif olan herkese HPV bulaşabilir. Bu virus cinsel ilişki sırasında partnerden partnere kolaylıkla geçer. Birden fazla seks partneri olanlara ya da birçok partnerle ilişkiye giren biriyle ilişkiye girenlere bulaşması daha olasıdır. Enfeksiyon çok yaygın olduğundan, çoğu insan ilk kez cinsel olarak aktif hale geldikten kısa bir süre sonra HPV enfeksiyonlarına yakalanır. Tek partneri olanlara bile HPV bulaşma ihtimali vardır.

Herhangi bir semptomu olmayan ve yıllar önce HPV taşıyan biriyle cinsel ilişkiye girmiş olanlar bile HPV taşıyor olabilir.

HPV aşıları HPV enfeksiyonunu engelleyebilir mi?

Cinsel olarak aktif olmayan insanların genital HPV enfeksiyonuna yakalanma olasılığı düşüktür. Bunun dışında, cinsel hayata başlamadan önce uygulanan HPV aşısı, hedeflediği HPV türlerin bulaşma olasılığını azaltabilir.

FDA tarafından onaylanmış olan üç tane aşı var: Gardasil®, Gardasil® 9 ve Cervarix®. Bu aşılar yeni gelişecek HPV enfeksiyonlara karşı koruyuculuk sağlar, ancak var olan HPV enfeksiyon ya da HPV’ya bağlı gelişmiş hastalık tedavisinde etkisizdir.

Kondomun doğru kullanımı partnerler arası HPV geçiş riskini azaltır, ancak sadece devamlı kullanım halinde etkili olur. Bununla birlikte, bir kondomun kapsamadığı alanlar virüs ile enfekte olabileceğinden, prezervatiflerin enfeksiyona karşı tam bir koruma sağlama olasılığı yoktur.

Pap ve HPV testi nedir?

HPV enfeksiyonları, örnek olarak alınan hücrelerin viral DNA veya RNA’sını içerip içermediklerini test ederek tespit edilebilir. Bazı testlerin FDA tarafından onalyanmış üç tane tarama endikasyonu: PAP sonucu anormal gelen kadınların takibi,  30 yaş üstü kadınlarda Pap testi ile birlikte serviks kanseri taraması ve 25 yaş üstü kadınların serviks kanseri taramalarında tek başına birinci basamak tarama testi olarak.

En yaygın kullanılan testler bir gruptaki yüksek riskli HPV türlere ait DNA’ların var olup olmadığını tespit eder, ancak mevcut olan spesifik tip ya da tipleri tanımlayamaz. Diğer testler, ek olarak HPV ile ilişkili kanserlerin çoğuna yol açan iki tip olan HPV tip 16 ve 18’den DNA veya RNA’nın olup olmadığını gösteriyor. Bu testler anormal hücre değişiklikleri ortaya çıkmadan  ve hücre değişiklikleri için herhangi bir tedaviye ihtiyaç duyulmadan önce HPV enfeksiyonlarını tespit edebilir.

Günümüzde erkeklerda HPV enfeksiyonu saptayan onaylanmış bir tanı testi bulunmamakta. Ayrıca, anal, vulvar, vajinal, penil veya orofaringeal dokularda HPV enfeksiyolarının neden olduğu hücre değişikliklerini saptamak için Pap testine benzer onaylanmış tarama yöntemleri günümüzde bulunmamaktadır. Ancak, bu alanlarda da araştırmalar devam etmektedir.

HPV’ye yönelik tedavi seçenekleri nelerdir?

Günümüzde anormal hücre değişiklikleri ile ilişkili olmayan kalıcı HPV enfeksiyonları için medikal bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak, genital siğiller, benign solunum yolu tümörleri, serviksteki prekanseröz değişiklikler ve HPV enfeksiyonlarından kaynaklanan kanserler tedavi edilebilir.

Prekanseröz servikal değişikliklerin tedavisinde yaygın olarak kullanılan yöntemlerin arasında kriyocerrahi (dokunun kontrollü dondurulması), LEEP (loop elektrocerrahi eksizyon prosedürü, ya da sıcak bir tel halkası kullanılarak servikal dokunun çıkarılması), cerrahi konizasyon (neşter, lazer veya her ikisinin yardımıyla serviks ve servikal kanaldan koni şeklinde bir parçanın çıkarılması) ve lazerle buharlaştırma (lazer kullanımıyla servikal dokunun yok edilmesi).

HPV enfeksiyonlarından kaynaklanan iyi huylu solunum yolu tümörlerle prekanser değişiklikere ve  genital siğillere yönelik tedavilerin arasında topikal ilaçlar ve kimyasallar, eksizyonel cerrahi, kriyocerrahi, elektrocerrahi ve lazer cerrahisi yer almakta.

HPV’ye bağlı gelişen kanseri olanlar, tümörlerinin tipine ve evresine göre, tümörlerinde HPV olmayan hastalar ile aynı tedaviyi alırlar. Ancak, HPV pozitif orofaringeal kanser tanısı konan kişiler, HPV-negatif olan orofaringeal kanseri olan kişilerden farklı olarak tedavi edilmelidir. Son zamanlardaki araştırmalar, HPV pozitif orofaringeal tümörleri olan hastaların daha iyi prognoza sahip olduklarını ve daha az yoğun tedaviye ihtiyac duydukalını göstermiştir. Devam eden klinik çalışmalar bu konuyu araştırmaktadır.

Yüksek riskli HPV’ler kansere nasıl neden olur?

HPV epitelyal hücrelere bulaşır. Katmanlar halinde düzenlenen bu hücreler, cilt, boğaz, genital bölge ve anüsün de dahil olduğu, vücudun iç ve dış yüzeylerini kaplar.

HPV virüsü bir epitel hücresine girer girmez kodladığı proteinleri üretmeye başlar. Yüksek riskli HPV’ler tarafından üretilen proteinlerin ikisi (E6 ve E7), hücernin normalde aşırı büyümesini engelleyen işlevleri bozarak kontrolsüz bir şekilde büyümesine ve ölümden kaçmasına yardımcı olur.

Çoğu zaman bu enfekte hücreler bağışıklık sistemi tarafından tanınır ve ortadan kaldırılır. Ancak bazı durumlarda, bu enfekte olmuş hücreler yok edilmez ve kalıcı bir enfeksiyon durumu oluşur. Kalıcı olarak enfekte olmuş hücreler büyümeye devam ettikçe, hücrenin genlerinde bazen mutasyonlar meydana gelir, bu durum da anormal hücre büyümesini teşfik ederek önce  prekanseröz hücrelerin ve sonuçta bir kanserin oluşumuna yol açar.

Yuksek Riskli HPV Enfeksiyonun Kansere Dönüşme Olasılığını Arttıran Faktörler Şunlardır:

  • Sigara içmek ve tütün çiğnemek (Orofaringeal Kanser Riskini Arttırır)
  • Zayıflamış Bağışıklık Sistemine Sahip Olmak
  • Çok Sayıda Çocuk Sahibi Olmak (Serviks Kanseri Riskini Arttırır)
  • Uzun Süre Boyunca Oral Kontraseptif Kullanmak (Serviks Kanseri Riskini Arttırır)
  • Zayıf Oral Hijyen (Orofaringeal Kanser Riskini Arttırır)
  • Kronik İltihap

Araştırmacılar, bir tümörün gelişme süresi ilk bulaştan sonrası 10 ile 30 yıl arasında değişmektedir. Ancak, serviks üzerinde ileri derece anormal hücreler görülse bile  (servikal intraepitelyal neoplazi 3 veya CIN3 olarak adlandırılan bir durum), her zaman kanser gelişmez. İnvazif servikal kansere dönüşen CIN3 lezyonlarının yüzdesinin % 50 veya daha az olduğu tahmin edilmektedir.

Saptama ve Tedavi Süreci

Bir semptomunuz varsa veya yapılan tarama testlerinizin sonuçları kansere işaret ediyorsa, doktorunuzun yapması gereken bunların kansere veya başka bir sebebe bağlı olup olmadığını öğrenmektir. Doktorunuz kişisel ve ailesel tıbbi geçmişinizi sorgulayabilir, fizik muayenenizi yapabilir, gerekirse ek laboratuvar testler ve görüntülemeler isteyebilir.

Laboratuvar Testleri

Vücudunuzdaki belirli maddelerin yüksek veya düşük seviyelerde olması kansere işaret edebilir. Bu nedenle kan, idrar ve bu maddelerin ölçüldüğü diğer vücut sıvılarından yapılan testler doktorunuz için tehşise giden yolda yardımcı olur. Yine de, test sonuçlarının anormal olması kesin bir kanser belirtisi değildir. Laboratuvar testleri önemli bir araçtır, ancak doktorunuz için tanı koyma konusunda tek başına yetersiz olabilirler.

Görüntüleme Prosedürleri

Görüntüleme prosedürleri, doktoronuza yardımcı olup vücudunuzun içindeki alanları resmeder ve tümörün olup olmadığını gösterir. Bu görüntüler birkaç farklı yolla elde edilebilir:

Bilgisayarlı Tomografi:

Bilgisayara bağlı bir röntgen cihazı olup, organlarınıza ait bir dizi ayrıntılı resmini çeker. İşlem sırasında vücudunuza boya veya başka bir kontrast madde verilerek bazı alanları vurgulanabilme imkanı sağlanmış olur. Kontrast maddeler, çekilen görüntülerin yorumlamasında kolaylık sağlar.

Radyonüklid taraması:

 Bu tetkik sırasında vücudunuza az miktarda tracer denilen radyoaktif madde enjekte edilir. Bu madde kan dolaşımınızın içinde seyahat eder ve belirli organ ve kemiklerde birikir. Tarayıcı denen bir makine radyoaktiviteyi algılar ve ölçer. Bu makine bilgisayar ekranında veya filmde kemik veya organların resimlerini oluşturur. İşlem sonrasında ise vücudunuz hızlı bir şekilde radyoaktif maddeden kurtulur. Bu tip tarama aynı radyonüklid taraması olarak da bilinir.

Ultrasonografi:

Ultrason cihazı, dokulara insanların duyamayacağı ses dalgaları gönderir. Bu dalgalar vücudunuzun içindeki organlar eko dalgası şeklinde geri yansır. Bir bilgisayar vücudunuzun içindeki alanların resmini oluşturmak için bu eko yansımaları kullanır. Bu resme sonogram denir.

MR:

Vücudunuzdaki alanların ayrıntılı resimlerini yapmak için bilgisayara bağlı güçlü bir mıknatıs kullanılır. Doktorunuz bu görüntüleri bir monitörde görüntüleyebilir ve filme yazdırabilir.

PET Taraması:

Bu tarama için, tracer denilen izleyici bir madde enjeksiyonu alırsınız. Daha sonra, bir makine, izleyici maddenin vücutta toplandığı yerleri gösteren 3 boyutlu görüntüler yapar. Bu görüntüler, organların ve dokuların nasıl çalıştığını gösterir.

Röntgen (X-ray):

Röntgen düşük dozda radyasyon (X-ışınları) kullanarak iç organlarınızın resimlerini oluşturur.

Biyopsi

 Çoğu durumda, doktorların kanser teşhisini koymak için biyopsi denilen bir işlem yapmaları gerekir. Biyopsi, doktorun bir doku örneğini aldığı bir prosedürdür. Alınan doku daha sonra bir patolog tarafından incelenir ve kanserin olup olmadığı tedpit edilir. Örneklerin alınmasında çeşitli yöntemler kullanılır:

Bir iğne yardımı ile: Doktorunuz doku veya sıvı örneğini elde etmek için iğne kullanır.

Endoskopi eşliğinde: Doktorunuz, endoskop adı verilen ince ve ışıklı bir tüp kullanarak vücudun içindeki bölgeleri inceler. Tüp, ağız boşluğu gibi doğal vücut açıklıklarından vücudunuzun içine girer. Daha sonra, özel araçlar kullanılarak alınan doku veya hücre örnekleri tüpün içinden çıkarılmış olur.

Cerrahi olarak: Cerrahi yöntemlerle insizyonel veya eksizyonel biyopsi örneği alınabilir.

Eksizyonel biyopsi sırasında tümör tam olarak çıkarılır. Genelde tümörü çevreleyen bir miktar sağlıklı doku da alınmış olur.

İnsizyonel biyopside ise tümörün sadece bir kısmı çıkarılmış olur.

Bazen “kemo” olarak adlandırılan kemoterapi, çoğunlukla kanser hücrelerini doğrudan öldüren ilaçları tanımlamak için kullanılır.Bunlar bazen “anti-kanser ilaçlar ” veya “antineoplastik” olarak adlandırılır.Kanser tedavisinde farklı yollarla çalışan biyolojik yanıt düzenleyicileri, hormon tedavisi ve monoklonal antikorlar gibi diğer kemoterapi ilaçları bu web sitesine dahil edilmiştir.Halen araştırma ve geliştirme altında daha fazla kemo ilaçlar vardır.

KEMOTERAPİ NE İÇİN KULLANILIR?

Kanser birçok farklı hastalığı tanımlamak için kullanılan bir kelime olduğu içinevrensel olarak kullanılan tek tip tedavi yoktur.Kemoterapi çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır:

Belirli bir kanseri iyileştirmek için;

Tedavi mümkün olmadığında tümör büyümesini kontrol etmek için;

Tümörleri ameliyat veya radyasyon tedavisinden önce küçültmek;

Semptomları rahatlatmak (ağrı gibi);

Bilinen tümörün cerrahi ile çıkarılmasından sonra mevcut olabilen mikroskopik kanser hücrelerini yok etmek (adjuvan tedavi olarak adlandırılır).

Kemoterapi, çok çeşitli terapi tedavilerini kapsar. Bu sayfanın amacı, şu anda kullanılan çeşitli kemoterapi protokolleri hakkında anlayış düzeyini arttırmaktır.

KEMOTERAPİ TERİMLERİ

Adjuvan kemoterapi– Bilinen tümörün cerrahi ile çıkarılmasından sonra ortaya çıkabilen leftover (geriye kalan, mikroskobik) hücreleri yok etmek için verilen kemoterapi.

Neoadjuvan kemoterapi – Cerrahi işlemden önce verilen kemoterapi. Neoadjuvan kemoterapi, kanseri küçültme girişimi için verilebilir, böylece cerrahi prosedürün geniş olması gerekmez.

İndüksiyon kemoterapisi – Bir remisyonu indüklemek için verilen kemoterapi. Bu terim, akut lösemilerin tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bakım kemoterapisi – Bir remisyonun uzatılmasına yardımcı olmak için daha düşük dozlarda verilen kemoterapi. Bakım kemoterapisi sadece bazı kanser türleri için kullanılır, en yaygın olarak akut lenfositik lösemi ve akut promyelositik lösemisinde.

Birinci basamak kemoterapisi – Araştırma çalışmaları ve klinik araştırmalar yoluyla kemoterapinin belirli bir kanseri tedavi etme olasılığına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu da standart terapi olarak da adlandırılabilir

İkinci basamak kemoterapisi – İlk basamak kemoterapiden sonra bir hastalığın yanıt vermediği veya tekrar ortaya çıkmadığı durumlarda verilen kemoterapi. İkinci basamak kemoterapinin, araştırma çalışmaları ve klinik çalışmalarla, standart kemoterapiden sonra yanıt vermeyen veya tekrar ortaya çıkan bir kanseri tedavi etmede etkili olduğu belirlenmiştir. Bazı durumlarda, bu aynı zamanda kurtarma tedavisi olarak da adlandırılabilir

Palyatif kemoterapi – Palyatif, kanseri önemli ölçüde azaltmayı beklemeden semptom yönetimini ele almak için özel olarak verilen bir tür kemoterapidir.

Types of Chemotherapy

Alkilleyici ajanlar

Alkilleyici ajanlar, hücrenin dinlenme fazında en aktif olanlardır. Bu tip ilaçlar, hücre döngüsüne özgü değildir. Kemoterapi tedavilerinde kullanılan çeşitli alkilleyici ajanlar vardır.

Bitki Alkaloidleri

Bitki alkaloidleri, belirli bitki türlerinden elde edilen kemoterapi tedavileridir. Vinka alkaloidleri, periwinkle bitkisinden (catharanthus rosea) yapılır. Taksanlar Pasifik Porsuk ağacının (taksiler) kabuğundan yapılmıştır. Vinka alkaloidleri ve taksanlar ayrıca antimikrotubül ajanlar olarak bilinir. Podofillotoksinler, May elma bitkisinden elde edilir. Camptothecan analogları Asya “Mutlu Ağaç” (Camptotheca acuminata) türetilmiştir. Podophyllotoxins ve camptothecan analogları, belirli tipte kemoterapilerde kullanılan topoizomeraz inhibitörleri olarak da bilinir. Bitki alkaloidleri hücre döngüsüne özgüdür. Bu, bölümün çeşitli aşamaları sırasında hücrelere saldırdıkları anlamına gelir.

Antitümör Antibiyotikler

Antitümör antibiyotikler, toprak mantarı Streptomyces türlerinin ürettiği doğal ürünlerden yapılan kemo tedavileridir. Bu ilaçlar, hücre döngüsünün birçok fazı boyunca etki eder ve hücre döngüsü özel olarak kabul edilir.

Antimetabolitler

Antimetabolitler, hücre içindeki normal maddelere çok benzeyen kemoterapi tedavileridir. Hücreler bu maddeleri hücresel metabolizmaya dahil ettiğinde, bölünemezler. Antimetabolitler hücre döngüsüne özgüdür. Çevrime çok spesifik aşamalarda hücrelere saldırırlar.

Topoizomeraz İnhibitörleri

Toposiyomeraz inhibitörleri, topoizomeraz enzimlerinin (topoizomeraz I ve II) etkisine müdahale eden kemoterapi ilaçlarının tipleridir. Kemo tedavileri sırasında, topoizomeraz enzimleri, replikasyon için gerekli DNA yapısının manipülasyonunu kontrol eder.

Hedefli Terapi: Monoklonal Antikorlar, Anti-anjiyogenez ve Diğer Kanser Tedavileri

Hedefe yönelik tedavi, kanser hücreleri ve normal hücreler arasındaki farkları anlamaya adanmış yaklaşık 100 yıllık bir araştırmanın sonucudur. O tarihte kanser tedavisi, hızlıca bölünen hücrelerin öldürülmesine odaklanmıştır çünkü kanser hücrelerinin bir özelliği, hızla bölünmeleridir. Ne yazık ki, bazı normal hücrelerimiz de hızla bölünerek birden fazla yan etkiye neden olmaktadır.

Hedefli tedavi, kanser hücrelerinin diğer özelliklerini tanımlamakla ilgilidir. Bilim adamları kanser hücrelerinde ve normal hücrelerde belirli farklılıklar ararlar. Bu bilgi, normal hücrelere zarar vermeden kanser hücrelerine saldırmak için hedefe yönelik bir terapi oluşturmakta kullanılır ve böylece daha az yan etki ortaya çıkar. Her bir hedefe yönelik tedavi türü biraz farklı çalışır ancak hepsi kanser hücresinin diğer hücrelerle büyümesini, bölünmesini, onarılmasını ve / veya iletişimini engeller. Modern hedefe yönelik tedavi tipleri arasında, her ikisi de daha büyük derinlikte tarif edilen monoklonal antikorlar ve anti-anjiyogenez ilaçlarının kullanımı bulunmaktadır.

Farklı hedefe yönelik terapiler üç geniş kategoride tanımlanmaktadır. Bazı hedefe yönelik terapiler, kanser hücresinin iç bileşenlerine ve işlevine odaklanır. Hedefe yönelik terapiler hücreye girebilen ve hücrelerin işlevlerini bozabilen ve onları ölmelerine neden olan küçük moleküller kullanır. Hücrelerin iç kısımlarına odaklanan birkaç çeşit hedeflenmiş tedavi vardır. Diğer hedefli terapiler, hücrenin dışında bulunan reseptörleri hedefler. Reseptörleri hedefleyen terapiler ayrıca monoklonal antikorlar olarak bilinir. Anti-anjiyogenez ilaçlar, hücrelere oksijen sağlayan kan damarlarını hedef alır ve sonuçta hücrelerin aç kalmasına neden olur.

Araştırmacılar, hedefe yönelik tedavilerin geleneksel terapilerin yerini almadığı konusunda hemfikirdir. Hedefe yönelik tedaviler, monoklonal antikorlar veya anti-anjiyogenez ilaçlar gibi bileşenlerin üretimini, geleneksel terapilerle kombinasyon halinde, kısa vadede en iyi şekilde kullanabilecektir. Hangi kanserlerin monoklonal antikorlar veya anti-anjiyogenez ilaçları gibi hedefli tedavilerle en iyi şekilde tedavi edilebileceğini ve daha fazla kanser türü için ek hedeflerin tanımlanabildiğini belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Monoklonal Antikorlar

Monoklonal antikorlar nispeten yeni bir “hedefli” kanser terapisidir. Antikorlar bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Normal olarak, vücut vücuda giren bir antijene (bir mikrop gibi bir protein) yanıt olarak antikorlar oluşturur. Antikorlar, antijenin vücudun bağışıklık sistemi tarafından imha edilmesini işaretlemek için antijene bağlanır. Laboratuarda, bilim adamları antijeni eşleştirmek için bir protein belirlemek için kanser hücrelerinin (hedef) yüzeyindeki spesifik antijenleri analiz eder. Daha sonra, hayvanlar ve insanlardan protein kullanılarak, bilim adamları hedef antijene eklenecek özel bir antikor oluşturmak için çalışırlar. Bir antikor, bir anahtar gibi eşleşen bir antijene bağlanacak ve bir kilite uyar. Bu teknoloji, belirli hücrelere yönelik tedavinin sağlıklı hücrelere daha az toksisiteye neden olmasına izin verir. Monoklonal antikor tedavisi sadece antijenlerin (ve ilgili antikorların) tanımlandığı kanserler için yapılabilir.

Anti-Anjiyogenez (Anjiyogenez İnhibitörleri)

Anti-anjiyogenez, yeni kan damarlarının oluşumunu durdurma sürecidir. Anjiyogenez üzerinde küçük bir arka plan, bunun nasıl çalıştığını anlamak için yardımcı olacaktır.

Normal dokuda, doku büyümesi ve onarımı (yani bir iyileşme yarası) sırasında ve hamilelik sırasında bebeğin gelişimi sırasında yeni kan damarları oluşur. Kan damarları, büyüme ve hayatta kalma için gerekli olan oksijeni ve besinleri dokuya taşır. Kanserde, tümörler büyümek ve yayılmak için kan damarlarına ihtiyaç duyarlar. Karmaşık bir süreç boyunca, endotel hücreleri (kan damarlarını hizalayan) bölünebilir ve büyüyebilir ve yeni kan damarları oluşturabilir. Bu süreç anjiyogenez olarak adlandırılır ve hem sağlıklı dokuda hem de kanserli dokularda görülür.

Hem anjiyogenezi uyaran hem de anjiyojenezi durduran veya inhibe eden maddeler vardır. 1971’den beri Massachusettsli bir cerrah olan Yahuda Folkman bu maddeleri araştırıyor. Onun teorisi, yeni kan damarlarının gelişiminin durması halinde, bir tümörün büyümemesi veya yayılmamasıdır. Kanser sonunda açlıktan ölecekti. O zamandan beri, bilim adamları anti-anjiyogenez ajanları veya anjiyogenez inhibitörleri olarak adlandırılan doğal ve sentetik (insan yapımı) maddelerin üretimini inceliyorlar. Hayvan çalışmalarında, bu anjiyogenez inhibitörleri yeni kan damarlarının oluşumunu başarılı bir şekilde durdurmuş ve kanserin büzülmesine ve ölmesine neden olmuştur. Bu anjiyogenez inhibitörlerinin, insan kanser tedavisinde etkili bileşenler olup olmayacağını bilmek için çok erken. Şu anda klinik deneylerde çeşitli kanserlerde test edilen 20’den fazla bileşik bulunmaktadır. Bu anjiyogenez inhibitörlerinin bazıları ticari olarak mevcuttur, diğer kullanımlar için FDA tarafından onaylanmıştır. İnterferon-alfa ve Thalidomide gibi ilaçların, anjiyojenezi inhibe etme yeteneği olduğu ve spesifik kanser türlerinde araştırıldığı düşünülmektedir. Diğer anti-anjiyogenez ilaçları yeni olup FDA tarafından onaylanmamıştır ve sadece klinik çalışma durumlarında verilebilir. Araştırmacılar bu ilaçların güvenliğini ve etkinliğini öğrenmek için çalışıyorlar. Umut, anjiyogenez inhibitörlerinin sadece yeni kan damarlarının gelişimini etkileyeceğinden daha az toksisiteye sahip olacağıdır. Bununla birlikte, bu ilaçlar sistemik olarak verildiği için (tüm vücut tarafından emilir), beklenmedik yan etkiler olasıdır. Ayrıca anti-anjiyogenez ilaçlarının vücutta başka yerlerde gerekli olabilecek sağlıklı kan damarlarına zarar verip vermeyeceğini söylemek için çok erken. Anti-anjiyogenez ilaçlarının yararları ve riskleri önümüzdeki birkaç yıl boyunca klinik çalışmalarla belirlenecektir. Kanserin tedavisine yardımcı olmak için vücudun doğal sistemlerini ve süreçlerini kullanmak (ve geliştirmek), genel olarak bağışıklık sistemi ve bağışıklık sistemi ile yakından ilişkilidir.

İmmünoterapi  

Ayrıca immünoterapi olarak da adlandırılan Biyolojik Yanıt Modifiye Ediciler (BRM), vücudun bağışıklık sistemini kanserle savaşmak için harekete geçiren bir tedavi türüdür. Terapi, esas olarak işini daha etkin bir şekilde yapmasına yardımcı olmak için bağışıklık sistemini uyarmaktan oluşur. Tümör Aşıları da vücudun bağışıklık sistemini uyarmak için çalışır. Biyolojik ajanların kanser tedavisinde oynadığı rolün anlaşılmasına yardımcı olmak için, bağışıklık sisteminin (lenfositler, dendritik hücreler ve makrofajlar gibi) nasıl çalıştığının anlaşılması yararlıdır.

Biyolojik tepki modifiye ediciler, bağışıklık sistemini tümörleri dolaylı olarak etkileyecek şekilde tetikleyebilen maddelerdir. Bunlar  interferonlar ve interlökinler gibi sitokinleri içerir. Bu strateji, bağışıklık sisteminin hücrelerini daha etkili bir şekilde harekete geçirme umuduyla, bu maddelerin daha büyük miktarlarda enjeksiyon veya infüzyon yoluyla verilmesini içerir.

Biyolojik Yanıt Modifiye edicileri ve lenfositler, dendritik hücreler ve makrofajlar gibi bağışıklık sistemi bileşenlerinin anlaşılması, vücudun kanser tedavisi için nasıl çalışılmasının kanser bakımında potansiyel olarak etkili bir stratejidir. Hormon tedavisi, kanseri tedavi etmek için vücutla birlikte çalışan başka bir tedavi yöntemidir.

Biyolojik Yanıt Değiştiricilerin Yan Etkileri

Diğer kanser tedavisi biçimleri gibi, immünoterapiler de bir dizi yan etkiye neden olabilir. Bu yan etkiler hastadan hastaya geniş ölçüde değişebilir.Biyolojik cevap düzenleyicileri, ateş, titreme, mide bulantısı ve iştah kaybı gibi grip benzeri semptomlara neden olabilir. Enjekte edildikleri yerde döküntü veya şişme gelişebilir. Kan basıncı da etkilenebilir, genellikle azalır. Yorgunluk, biyolojik yanıt değiştiricilerin bir başka yaygın yan etkisidir. Koloni uyarıcı faktörlerin yan etkileri arasında kemik ağrısı, yorgunluk, ateş ve iştah kaybı sayılabilir.

Koloni Uyarıcı Faktörler

Vücudun kemik iliğinde (kemiklerin içinde bulunan yumuşak, sünger benzeri materyal) kan hücreleri üretilir. Üç ana tip kan hücresi vardır; enfeksiyonla savaşan beyaz kan hücreleri; Oksijen taşıyan organlara ve dokulara ait atık maddeleri uzaklaştıran kırmızı kan hücreleri; ve kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombositler.

Kemoterapi ve radyasyon terapisi gibi kanser tedavileri, bir kişinin enfeksiyon, anemi ve kanama problemleri geliştirme riski taşıyan bu hücreleri etkileyebilir. Koloni uyaran faktörler, kan hücrelerinin üretimini teşvik eden ve işlevlerini yerine getirme yeteneklerini arttıran maddelerdir. Tümörleri doğrudan etkilemezler, ancak kan hücrelerini uyarmadaki rolleri sayesinde, kanser tedavisi sırasında kişilerin bağışıklık sisteminin desteği olarak yardımcı olabilirler.

 Tümör Aşıları

Araştırmacılar, hastanın bağışıklık sistemini kanser hücrelerini tanımaya teşvik edebilecek aşılar geliştiriyorlar. Bunlar teoride, kızamık, kabakulak ve küçük çiçeği gibi aşılarla benzer şekilde çalışırlar. Kanser tedavisindeki farklılık, birisinin kanserden sonra aşıların kullanılmasıdır. Aşıların kanserin geri dönmesini engellemek ya da vücudu tümör topaklarını reddetmesi için verilecektir. Bu, viral bir enfeksiyonu önlemekten çok daha zordur. Tümör aşılarının kullanımı klinik çalışmalarda incelenmeye devam etmektedir.

 Hormon Tedavisi

 Hormonlar vücutta kan dolaşımına giren ve diğer dokularda etkilere neden olan bezler tarafından üretilen kimyasal maddelerdir. Örneğin, testosteron hormonu testislerde yapılır ve derinleştirici ses ve artmış vücut kılı gibi erkek özelliklerinden sorumludur. Kanseri tedavi etmek için hormon tedavisinin kullanımı, hücre büyümesi için gerekli olan spesifik hormonlar için reseptörlerin bazı tümör hücrelerinin yüzeyinde bulunduğuna dair gözlemlere dayanmaktadır. Hormon tedavisi, belirli bir hormonun üretimini durdurup hormon reseptörlerini bloke ederek veya tümör hücresi tarafından kullanılamayan aktif hormon için kimyasal olarak benzer ajanların yerini alarak çalışabilir. Farklı hormon terapisi tipleri, işlevlerinden ve / veya etkilenen hormonun türüne göre kategorize edilir.

Kemoterapinin Kısa ve Uzun Dönem Yan Etkileri Nelerdir?

Çoğu ilaçta olduğu gibi, kemoterapi ilaçlarının yan etkileri vardır. Kemoterapinin yan etkileri, bir ilacın doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkan istenmeyen şeylerdir. İlaç yan etkilerini kanser belirtileri ile karıştırmak kolaydır. Semptomlar, kanserin doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkan ve ilaca ilgisi olmayan şeylerdir.

Farklı kemoterapi ilaçları farklı kısa ve uzun vadeli yan etkilere sahiptir ve kesinlikle kemoterapi ilaçlarının her türlü yan etkiye yol açması söz konusu değildir. Genel olarak kemoterapi, bölünen hücrelere zarar verir, bu nedenle normal hücrelerin sıkça bölünen vücut bölümlerinin kemoterapiden etkilenmesi muhtemeldir. Ağız, bağırsak, deri, saç, kemik iliği (kemiklerinizi dolduran ve yeni kan hücrelerini üreten süngerimsi materyal) kemoterapiden sıklıkla etkilenir. Saç her zaman büyüyor. Cilt sürekli kendini yeniler. Yani ağız ve sindirim sistemi astarı vardır. Bunu yapmak için, tüm bu vücut dokularının hücreleri sürekli olarak yeni hücreler üretmek için bölünmelidir. Ve hücreler bölündüğünde, kemoterapi ilaçları onlara saldırabilir.

Çoğu kanser karşıtı uyuşturucunun yan etkileri olsa da, herkes bu etkileri görmez. Bir kişi kemoterapinin bazı yan etkilerini veya hepsini alabilir. Bir insanın belirli bir yan etkiyi deneyip deneyemeyeceği, ne zaman başlayacağı ve ne zaman duracağı pek çok faktöre bağlı. Bu faktörlerden bazıları, bir kişinin ilacı ne kadar süre aldığı, bir kişinin genel sağlığı, ilacın dozu veya miktarı, ilacın verilme şekli, birlikte verilebilecek diğer ilaçlar.

Kısa ve uzun süreli kemoterapi yan etkileri ile ilgili hatırlanması gereken bazı önemli noktalar şunlardır:

* Kemoterapinin bazı yan etkileri, tedavi edilmesi gereken ciddi tıbbi durumlardır.

* Bazı yan etkiler sakıncalı veya üzücüdür, ancak sağlığınıza zarar vermez.

* Sağlık ekibinizle yan etkileri tartışın.

* Bir yan etki hakkında endişe duyuyorsanız, doktorunuzu veya tedavinizin verildiği merkezdeki kişiyi arayın (kimlerin arayacağına dair bir telefon numaranız olduğundan emin olun).

* Çoğu yan etki kalıcı bir zarar vermez ve tedavi bittikten sonra yavaş yavaş gider.

* Yan etkilere sahip değilseniz, tedavinizin işe yaramadığı anlamına gelmez.

* Kemoterapinin çok az uzun süreli yan etkileri vardır. Çoğu kısa vadeli.

Kemoterapinin yan etkileri hoş olmayabilir. Ancak, tedavinin yararları ile ilgili sorunları görmeye yardımcı olabilir. Kemoterapi herkesde yan etkilere neden olmaz. Farklı insanlarda farklı tepkilere neden olur. Unutmayın – hemen hemen tüm yan etkiler geçicidir. Tedavi durduğunda yavaş yavaş yok olurlar.

Kanser Tedavisinde Radyasyon Tedavisi (Radyoterapi)

Radyasyon tedavisi (radyoterapi olarak da bilinir), kanser hücrelerini öldürmek ve tümörleri küçültmek için yüksek dozda radyasyonkullanan bir tedavi türüdür. Düşük dozlarda kullanıldığında ise radyasyon, vücudun içini görüntülemek için kullanılır, örneğin diş ve kemik kırıklarında çekilen düz grafilerde olduğu gibi.

Radyoterapi Kansere Karşı Nasıl Çalışır?

Yüksek dozlarda verildiğinde, radyasyon terapisi kanser hücrelerini öldürür veya DNA’larına zarar vererek büyümelerini yavaşlatır. DNA’nın tamir edilemez bir şekilde hasar gördüğü hücreler ise çoğalmayı durdurur ya da ölürler. Ölen hücreler ise, parçalanır ve vücuttan atılmış olurlar.

Radyoterapinin öldürücü etkisi derhal meydana gelmez. Bazı durumlarda ancak günler veya haftalar süren tedaviden sonra hücreyi öldürmeye yetecek kadar hasar gelişir. Radyoterapi bittikten sonra ise hücre ölümü haftalar veya aylar boyunca devam eder.

Radyoterapi Çeşitleri

Radyoterapi iki şekilde uygulanmaktadır, dıştan (eksternal) ve içeriden (internal).

Alacağınız radyoterapi türü, aşağıda sıralanan faktörlere bağlı olarak belirlenir:

Kanserin türü

Tümörün boyutu

Tümörün vücuttaki yeri

Tümörün radyasyona duyarlı olan sağlıklı dokulara olan yakınlığı

Genel sağlık durumunuz ve tıbbi geçmişiniz

Eşzamanlı olarak başka tür kanser tedavilerin uygulanıp uygulanmaması

Yaşınız ve eşlik eden hastalıklar gibi diğer faktörler

 

Dışarıdan Radyoterapi:

 Dışarıdan verilen radyoterapide, radyasyonu vücuda yönlendiren bir cihaz kullanılır. Bunlar büyük ve gürültülü çalışabilen cihazlardır. Vücudunuzla temas etmez, ancak hareket ederek vücudunuzun tedavi gerektiren kısımların çeşitli açılardan ışınlamasını sağlar.

Dışarıdan verilen radyasyon bölgesel bir tedavi şeklidir, yani vücudunuzun belirli bölgelerine tedavi uygular. Örneğin, akciğer kanseriniz varsa tüm vücudunuz değil, sadece akciğer ışınlanmış olur.

İçeriden Radyoterapi:

Bu tip tedavide, vücudunuzun içine bir radyasyon kaynağı konulur. Radyasyon kaynağı katı veya sıvı olabilir.

Kanser Hastaları neden radyoterapi alır?

Radyoterapi, kanseri tedavi etmek ve kanser semptomlarını hafifletmek için kullanılır.

Tedavi amaçlı kullanıldığında, kanseri tamamen ortadan kaldırabilir, tekrarlanmasını engelleyebilir ya da büyümesini yavaşlatır veya durdurur.

Hastalığının semptomlarını hafifletmek için kullanılan tedavilere ise palyatif tedaviler denir. Dışarıdan verilen radyasyon tümörü küçülterek sebep olduğu ağrıyı ortadan kaldırabilir ya da nefes darlığı, mesane bağırsak kontrolün kaybı gibi diğer problemlerin tedavisinde faydalı olabilir. Kemiğe yayılan kanserden gelen ağrı, radyofarmasötikler olarak bilinen sistemik radyoterapi ilaçları ile tedavi edilebilir.

Radyoterapi ve diğer kanser tedavilerin eşzamanlı kullanımı

 Bazı kanserler için radyasyon ihtiyaçları olan tek tedavi olabilir. Ancak, çoğu zaman, cerrahi, kemoterapi ve immünoterapi gibi diğer kanser tedavileri ile eş zamanlı radyoterapi alacaksınız. Kanserin cinsine göre radyoterapi öncesinde, ya da tedavinin sonrasında diğer tedavilerin yapılması başarıyı arttırır.

Cerrahi ile eş zamanlı kullanıldığında ise:

Tümörün boyutunu küçültüp daha kolay bir şekilde çıkarılmasını sağlamak ya da tekrarlamasını engellemek için cerrahi öncesi;

Cildin içinden geçmeden doğrudan tümöre uygulanmak üzere cerrahi sırasında Bu şekilde kullanılan radyterapiye intraoperatif radyoterapi denir. Bu tekniğin yardımıyla doktorların sağlıklı dokuları radyasyondan koruması kolaylaşır.

Ameliyattan sonra geriye kalan kanser hücreleri yok etmek için cerrahi sonrası da uygulanabilir.

Radyoterapi birimimizde de ACCURAY firmasının en son geliştirdiği TOMOTHERAPY HDA cihazını kullanmaktayız. Cihazın diğer Lineer Akseleratörlere (radyoterapi cihazları) üstünlüğü yüksek doğruluk oranında hedefi vurması, tümöre komşu organların en az radyasyonu alması, tüm vücut ışınlaması yapması, bir seferde çoklu organ ışınlaması yapabilmesidir.

PET ve Bilgisayarlı Tomografi cihazlarının birleştirilmesi sonucu elde edilmiş cihazlardır.

Kanser odağının saptanması ve yayılımının araştırmasında kullanılmaktadır. Cihaz kliniğimizde  General Elektrik firmasının son yıllarda geliştirdiği yüksek teknolojili minimal radyasyonla çalışan Discovery İQ modelidir.
Tümör veya yayılımı henüz milimetrik boyutlardayken saptayabilmekteyiz.

ProEXR File Description
=Attributes=
channels (chlist)
compression (compression): Zip16
dataWindow (box2i): [0, 0, 9999, 6665]
displayWindow (box2i): [0, 0, 9999, 6665]
lineOrder (lineOrder): Increasing Y
pixelAspectRatio (float): 1.000000
screenWindowCenter (v2f): [0.000000, 0.000000]
screenWindowWidth (float): 1.000000
=Channels=
Alpha (half)
Ambient Occlusion (half)
B (half)
Depth (half)
Diffuse Shading Direct.B (half)
Diffuse Shading Direct.G (half)
Diffuse Shading Direct.R (half)
Diffuse Shading Indirect.B (half)
Diffuse Shading Indirect.G (half)
Diffuse Shading Indirect.R (half)
G (half)
Illumination Direct.B (half)
Illumination Direct.G (half)
Illumination Direct.R (half)
Illumination ind.B (half)
Illumination ind.G (half)
Illumination ind.R (half)
Luminous Shading .B (half)
Luminous Shading .G (half)
Luminous Shading .R (half)
R (half)
Reflection Occlusion (half)
Reflection Shading.B (half)
Reflection Shading.G (half)
Reflection Shading.R (half)
Reflection_tonemap.B (half)
Reflection_tonemap.G (half)
Reflection_tonemap.R (half)
Specular Shading.B (half)
Specular Shading.G (half)
Specular Shading.R (half)
Subsurface Shading.B (half)
Subsurface Shading.G (half)
Subsurface Shading.R (half)
Surface ID.B (half)
Surface ID.G (half)
Surface ID.R (half)
Transparent Shading.B (half)
Transparent Shading.G (half)
Transparent Shading.R (half)
detector_alpha (half)
system_A (half)

Radyolojinin bir alt bölümü olup görüntüleme yöntemleriyle saptanmış tümörlerden küçük iğnelerle biyopsi alınması, abselerin boşaltılması, tümör damarlarının tıkanması ve böylece tümörün tedavisine kolaylık sağlanması, tıkalı damarların açılması damar içi pıhtıların yerinin saptanması, eritilmesi yada çekilip çıkartılması beyin dahil tüm damarlardaki anevrizmaların ( baloncuk) tedavi edilmesi gibi işlemleri uygulayan bilim dalıdır. Kliniğimizde son derece gelişmiş cihaz alt yapısı eşliğinde konusunda uzmanlaşmış hekimler tarafından yukarıda sayılan işlemler büyük bir başarı ile yapılabilmektedir.